KURDİSTAN11/02/2019 11:41

Besta Fırat: Bu tecridi kıracak olan halktır

KCK Yürütme Konseyi üyesi Besta Fırat, 1999’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın esir alınarak Türkiye’ye teslim edilmesini, bu uluslararası komplonun 20’nci yıl dönümü dolayısıyla ANF’ye değerlendirdi. Fırat, Öcalan’ın esaretinin yanısıra, amaçları, sonuçları, tecrit politikası ve açlık grevlerine ilişkin soruları da yanıtlarken, tecride karşı en büyük gücün halk olduğunu kaydetti. Fırat, “Onun için de toplum kendini iyi örgütlemeli, ayağa kalkmalı, bu tecridi kırmalı. Bizim de bu konuda umudumuz vardır” diye belirtti. Tecride karşı başlatılan hamleye daha güçlü bir katılımın gerekli olduğunun altını çizen Fırat, “Önder Apo özgürleşmeyene kadar, İmralı duvarlarını kırmadan biz Önder APO ile olan yoldaşlığımızı tamamlayamayız” vurgusunda bulundu.

KARA GÜN

Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a yönelik ulaslararası komplo 20. yılını bitirip 21. yılına giriyor. Öcalan İmralı süreci boyunca hazırladığı savunmalarında 3. Dünya Savaşına dikkat çekiyor. Komployu kapsamda ele alırsak nasıl değerlendirebiliriz?

Bu günü kara gün olarak tanımlıyoruz. Komplo gerçekleştirildiğinden bu yana çok büyük bir direniş ve mücadele geliştirildi. Bu mücadeleyi yürüten de Önder APO’dur. Onun için de Önder APO’yu selamlıyoruz. Komploya karşı bedenlerini ateş toplarına döndüren binlerce yoldaş ve yurtseverimiz vardı. Rojbin Arap arkadaştan Berwar Çelê, Dilan, Rotinda, Kurdê ve Halit Oral ve diğer tüm arkadaşlar önderlik etrafında ateşten bir çember oluşturarak komployu boşa çıkarmak için ‘Güneşimizi karartamazsınız’ sloganı etrafında Bê Serok Jiyan Nabe’ diyerek Kürdistan’da çok büyük bir fedailik geliştirdiler. Bu eylemleri selamlıyor ve arkadaşları minnetle anıyorum. O zamandan bu yana hem onların izinden yürüyen hem de bu komployu boşa çıkarmak için Leyla Güven arkadaş şahsında direnen tüm arkadaşları selamlıyoruz.

3. DÜNYA SAVAŞI

Uluslararası komplo yapıldığı zaman kapitalist modernite sistemi Sovyetlerde reel sosyalizmin çöküşü olduğundan yenidünya düzeni kurulmak isteniyordu. Ama baktı ki kriz gittikçe derinleşiyor. Onun içinde bir proje oluşturdu. Bu krizin merkezi neresidir? Ortadoğu’dur. Onun için de Ortadoğu’ya müdahaleyi öne çıkarıyordu. Buna büyük Ortadoğu projesi adını vermişlerdi. Bu esaslar üzerinden Ortadoğu’ya müdahaleyi önüne koydu. O müdahale Ortadoğu’da 3. Dünya savaşının başlamasına neden oldu. Ama Ortadoğu’nun bir karakteri var. Birincisi, Ortadoğu toplumu ve kültürü dış güçleri, dış sistemleri kabul etmiyor. Çünkü uygarlığın beşiğiydi, gelişen her şeyin beşiğiydi. Bu esaslar üzerinden de toplumsallığın beşiğiydi. İnsanlık ve toplum buralarda başlamıştı. Ortadoğu’nun bu dinamiği bunu kabul etmiyordu. Ama buna bir çözüm de yoktu. Ortadoğu’nun öncüsü yoktu. Burada önderliğin çıkışı, PKK’nin çıkışı esasen Ortadoğu toplumlarının öncüsü anlamında bir çıkıştı, böyle ele alındı. PKK’nin ideolojisi ve felsefesi, önderliğin özgürlük çizgisi Ortadoğu halklarına çok büyük bir umut verecekti. Dünyada giderek biten toplumsallığın, solculuğun ve devrimciliğin umutlarına Önder APO ve PKK cevap olmuştu.

ÖCALAN’IN ESARETİ İLE ORTADOĞU MÜDAHALESİ BAŞLADI

Bunlara bir müdahale gerekiyordu. Onun içinde Önderliğin esareti ile Ortadoğu’nun müdahalesine başladılar. Peki, Ortadoğu’nun merkezi neresidir? Kürdistan’dır. Kürdistan dört parçaya bölünmüş, Kürdistan’da öyle bir statü oluşturulmuş ki 1. ve 2. Dünya savaşında, paylaşım savaşında öyle bir yapılmıştı ki Ortadoğu’da Kürt sorunu çözülmesin. Böylece emperyalist sistem Kürdü bir kart gibi birbirlerine karşı kullanabilsin. Ya da Kürdistan’daki hâkim devletler birbirlerine karşı kullansınlar. Bunun içinde 20. Yüzyılın başlarında paylaşım savaşında Kürdistan’daki statüyü öyle bir hale getirmişlerdi ki Kürtler hiçbir zaman ayağa kalkmasın. Türk devleti ise Kuzey Kürdistan’da imha ve inkâr sistemini öyle bir hale getirmişti ki Kürt serhıldanlarının hepsini bastırmış, kültürel ve fiziki soykırım yapmıştı ki bir daha Kürtler asla ayağa kalkamasın. Ama Önder APO’nun ve PKK’nin öncülüğüyle bu kırıldı. Varlığı, yokluğu tartışılan bir halk öyle bir düzeye geldi ki o inkâr kırıldı ve varlığı ispat edildi. Büyük bir diriliş ve ayağa kalkış oldu. Büyük bir direniş oldu. PKK artık Ortadoğu ve Kürdistan’da büyük bir güç haline geldi. Önder APO’nun kendisi de Ortadoğu’daydı. Bu hem Ortadoğu halkları hem de dört parça Kürdistan’da büyük bir etki yaptı. Onun içinde Ortadoğu’ya müdahale etmek isteyen güçler Önder APO’yu kendilerine engel olarak görüyorlardı. Onun için de uluslararası komplo önderliğin esareti ile başladı. Önderliğin esaretinden sonra zaten Irak’a müdahale başladı. Irak’a müdahale ile de Ortadoğu’ya müdahale başladı. Bugün de 3. Dünya Savaşı’nın neticesini bütün Ortadoğu ülkelerinde görüyoruz. Suriye’de, Yemen’de, Mısır’da, Tunus’ta gördük. Ortadoğu’nun birçok devletinin nasıl bir düzeye geldiğini gördük.

İMRALI’DA KOMPLO DEŞİFRE EDİLDİ

2015’ten bu yana Öcalan’a mutlak tecrit uygulanıyor. Tecride karşı AİHM ve BM’nin tutumu gözler önünde. Mutlak tecrit ve komploya karşı Kürt Halk Önderi İmralı Adası’nda 20 yıldır direniyor. Tüm bunlarla komplonun günümüz açısından yeni ve farklı yöntemlerle tekrardan güncellenmek istendiği söyleyebilir miyiz?

20 yıl komplo üzerinden geçti. 99’da yapılan bu komplo boşa çıkarıldı ve başarıya gitmedi. Bu komployu ilk başta da boşa çıkaran Önder APO’nun kendisiydi. İmralı’yı 3. Doğuş yeri haline getirdi. İmralı’da komployu deşifre etti. Komployu değerlendirme yoluyla büyük bir sistem analizi yaptı. Bunun neticesinde sisteme karşı çok değerli alternatifler ortaya çıkardı. Bu değerli alternatiflerle paradigmayı değiştirdi. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigmasını öne çıkardı. Demokratik modernite çözümünü ortaya çıkardı. Halkların kendi kendisini yönetebilmesi için bir konfederalizm sistemini ortaya çıkardı. Bu evrensel bir çözümdü. Bu çok büyük bir çözümdü. Ortadoğu’da yaşanan krizi doğru analiz etti, buna karşı halkların birlikte yaşayabileceği ve Ortadoğu’daki halkların kendi iradeleri ile sorunlarını çözebilmeleri için bir çözüm geliştirdi. Ortadoğu demokratik konfederalizm projesini ortaya çıkardı. Aynı zamanda demokratik çözüm modelini dört parça Kürdistan için ortaya çıkardı. Bunlar Kürdistan’da çok büyük gelişmeler yarattı. Onun içinde dünya toplumunu etkileyecek, Ortadoğu toplumunu etkileyecek bir düzeye geldi. Bunun numunesi de önderliğin proje ve fikirleriyle Rojava Kürdistan’ında yaşanan devrimdir. Türkiye ve Bakur Kürdistan’ında var olan toplum etkilendi. Çözüm olarak görme ve uygulama noktasına geldi. Bu komployu boşa çıkaran etkenlerdi.

Komployu boşa çıkaran diğer bir etken de büyük bir fedai gerilla gücü ortaya çıktı. Büyük bir direniş oldu. İmralı direnişi etrafında fedai bir gerilla direnişi ortaya çıktı. Binlerce savaşçı bu fikirler üzerinden geçti. Binlerce fedai şehit, direnişçi gerçeği ortaya çıktı. Diğeri de ayağa kalkan bir halk var. Dinamik bir halk ortaya çıktı. Komplo sürecinde halkımız dünyanın her yerinde, Türkiye’de, Ortadoğu’da, Kürdistan’ın tüm parçalarında çok büyük serhildanlar ortaya çıkardı. Sistemi salladı. Bunların hepsi komployu boşa çıkardı. Geçen 20 yıl boyunca gelişen direnişler komployu boşa çıkardı. Onun için de artık bu güne gelirken çok büyük bir fırsat halkların önüne çıktı ki kendi çözümlerini kendileri geliştirebilsin. Ortadoğu’da Arap ve Kürtlerin kardeşliği fırsatı ortaya çıktı. Arap halkları artık ‘Önder APO sadece Kürtlerin önderi değildir, bizimde önderimizdir’ diyor. Önder APO’nun demokratik ulus projesini kendimize esas alıyoruz, diyor. Kuzey ve doğu Suriye’deki gelişmeler bunu çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Yine dünya da özgürlük hareketinin Kürdistan ve diğer yerlerde DAİŞ’e karşı geliştirdiği savaş ve mücadele yine Kuzey ve Doğu Suriye’de oluşturulan sistem tüm dünya halklarını etkiledi ve büyük bir ayağa kalkış oldu. Son zamanlarda dünya genelinde öndeliğe sahip çıkmayı görüyoruz. Yine Ortadoğu’da önderliği sahiplenme var. Onlarda Önder APO gerçeğini görüyorlar. Bunların hepsi çok büyük gelişmelerdir. Dış güçler bunu kendisine bir engel olarak görüyor.

ONUN BİR SELAMI BİLE ETKİLİ

3. Dünya Savaşı vekâlet savaşlarının bittiği, devletlerin kendisinin Ortadoğu’ya girerek kendi hegemonyalarını hâkim kılmak için paylaşım savaşıdır aslında. Yine burada özgürlük hareketini kendisine engel olarak görüyor. Bunun için de komployu yenilemek istiyorlar. Bunu 20 yıldır yapıyorlardı ama bu son yıllarda farklı yöntemler kullanıyorlar. Şimdi en çok göz önünde olan yöntem de İmralı tecrididir. 2011 yılından bu yana önderliğin avukat görüşmelerine izin vermiyorlar. 2015’ten bu yana da önderliğin yanına kimsenin gitmesine izin vermiyorlar. Önderlik üzerinde büyük bir izolasyon var ki sesini dışarıya çıkaramasın. Yani dışarıya bir selam bile gönderemesin, çünkü onun bir selamı bile etkiliyor. Gerçekten bu büyük bir işkencedir. Bu yöntemle komplo yenilenmek isteniyor. Bu tecrit komplonun güncellenmesidir.

Önder APO diyor ki ‘Partimiz, özgürlük çizgimiz bizim varlık nedenimizdir’. Bu esas üzerinden bu sefer çok çaba gösterdiler ki partiyi tasfiye etsinler. Saldırdılar. Kürdistan’da köyleri yaktılar, şehirleri yaktılar, büyük katliamlar yaptılar, çökertme planı çıkardılar ama bu parti direndi ve özgürlük çizgisini sürdürdü. Bunun için de önderliğin özgürlük çizgisini tasfiye etmeyi önceliğe alıp bu çizgiyi yönetenleri hedef aldılar.

ABD’NİN 6 KASIM KARARI

6 Kasım 2018’de Amerika, Hareketinizin 3 öncüsü ve yönetimi hakkında bir karar aldı. Bu karar ile ne amaçlandı? Neden uluslararası komplonun devamı olarak değerlendiriyorsunuz?

Tabi ki bu karar komployu güncel kılmanın bir parçasıdır. Tecrit de bunun bir parçasıdır. Bir parçası da yönetimimize karşı alınan kararlardır. Bunun da sebebini açıkladık. Çünkü hareketimiz Ortadoğu’da çözüm bularak Ortadoğu halkları üzerinde büyük bir etki yapıyor. Aynı zamanda Kuzey Kürdistan’da imha ve inkâr siyasetini kırma düzeyine geldi. Bu kadar saldırı, katliam, tutuklama ve soykırımlara karşı halkımız bu harekete bağlıdır ve onunla yürüyor. Aynı zamanda farklı bir yöntem de kullanmak istiyorlar. Çünkü PKK dört parça Kürdistan’da çok büyük gelişmeler yarattı. İstiyorlar ki bunu yürütenler üzerinde karar alsınlar, tecrit uygulasınlar. Bu da tecrit etmenin bir yöntemidir ya da eğer mümkünse bu çizgiyi tasfiye etmektir. PKK çizgisi ve ideolojisini tasfiye etmektir. PKK’nin dört parça Kürdistan’da oluşturduğu miras ve gelişmeleri kendi kontrolleri altına alıp istedikleri gibi yürütsünler. Bunun içinde böyle bir karar aldılar. Fakat Bu sefer komplonun güncellenmesinde dört parça Kürdistan vardır. Rojava vardır ve Rojava çok büyük bir tehdit altındadır. Esas komplonun yenilenmesi de Afrin’in işgal edilmesiyle başladı. Afrin’de bir soykırım var. Afrin soykırımını doğu Suriye’de de uygulamak istiyorlar. Komplonun yenilenmesinde uluslararası güçlerin tutumunu Afrin’de gördük ve bu komploya katıldılar. Onun içinde Rojava açısından çok büyük bir komplo vardır. Aynı zamanda bu komplonun bir parçası da Güney Kürdistan’dır. Başur’a yönelik bir işgal saldırısı var. Burada Güney Kürdistanlı güçlerin, güneyde iktidar da olan partilerden bazı kişiler bu komplo konseptine dahil oldu. Fakat güney Kürdistan’daki halkımızın Amerika’nın hareketimizin 3 yönetimi hakkında aldığı karara dönük çok büyük bir tepkisi oldu. Bu tepki sadece bu kararı alanlara yönelik bir tepki değildi aynı zamanda Güney Kürdistan’da iktidarda olan partilere de bir mesajdı.

AÇLIK GREVİ EYLEMLERİ

Komplonun gerçekleştirildiği süreçte “Güneşimizi karartamazsınız” şiarı ile yapılan eylemler var. Bu gün yine tecridin kaldırılması ve Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması için HDP Hakkâri milletvekili ve DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde zindanlar başta olmak üzere Kürdistan ve Avrupa’nın birçok yerinde süresiz dönüşümsüz açlık grevleri yapılıyor. Komplonun 20. yılında bu eylemlerin nasıl bir etkisi oluyor-olacak?

Komplo sürecinde ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ eylemleri etrafında çok büyük kahramanlıklar yaşandı. Aslında 96’da komployu başlatmak istiyorlardı. Zilan arkadaş zamanı ruhunu okudu ve cevap verdi. Bunun dışında da komplo sürecinde yüzlerce kişi ateşten çember oluşturarak komploya cevap verdiler. Şimdi geliştirilen eylemlerde öyledir. Leyla Güven arkadaş şahsında başlatılan eylemler ki kendisi hem bir öncü kadındır, hem milletvekilidir yani Hakkâri halkının, Kürt halkının iradesi hem de DTK eş başkanıdır. DTK kuzey Kürdistan toplumunun sistemini ifade ediyor. Bu misyonuyla ve Amed zindan direnişi maneviyatıyla Leyla arkadaş böyle bir öncülük yaptı. Nasıl ki komplo tarihinde boşa çıktı ve cevap verildi, Leyla arkadaş bu misyonla bu eyleme başladı. Aynı zamanda zindan da 300’e yakın tutuklu, Hewler’de Nasır Yağız, Strasburg’da 14 arkadaş, Galler’de İmam Şiş, Toronto’da Yusuf İba, Maxmur’da Fadile Tok, Mustafa Tuzak, Hasbi Çakıcı, Hüseyin Yıldız, Şiyar Xelil ve eyleme katılan son arkadaşların direnişleri sürece bir cevaptır ve tarihidir. Çünkü tarihte bazı zamanlar vardır ki zaman bulduğun anda, tehlike gördüğün anda karar verip ona cevap verirsin. Tarihe damga vurursun. Bu eylemler, bu direniş hamlesi bu düzeye ulaşmıştır.

Onun için de komployu güncellemek isteyen güçler AKP-MHP faşizmidir. Bunu devletlerarasında yenilemek istiyorlar. Bu sefer tasfiye edilsin istiyorlar. Ama bu direniş silsilesi buna çok büyük bir cevap verdi. Harekete karşı alınan kararlara da çok büyük bir cevap verdi. Onun için de çok tarihseldir. Çok büyük bir onurdur. İnanıyorum ki çok büyük bir sonuçta alacaktır. Hem tarihte yerini alacak hem de güncellenmek istenen komployu boşa çıkaracaklardır. Bu hamleyi başlatanlar görevlerini yerine getiriyorlar ama Kürdistan halkı, Ortadoğu’da yaşayan halklar, toplum öncüleri onlarında görevlerini yerlerine getirmesi gerekiyor. Yani hep birlikte görevlerimizi yerine getirelim.

TECRİDİ KIRMAK İÇİN DAHA GÜÇLÜ BİR HAMLE GEREKİYOR

Var olan eylemlilikler ya da destek açıklamaları yeterli midir?

Belli düzeyde bir destek var. Uluslararası anlamda da bir destek var. Siyasetçilerden aydınlara, barışçıl insanlara, demokrat insanlarca bir destek var. Kürdistan’ın tüm parçalarından bir düzeyde destek var. Ama bu öyle bir hamledir ki destek yeterli olmaz. Bu hamleye çok güçlü bir katılım olmalıdır. Tecridi kırmak için bu gereklidir. Sadece destek verme anlamında kalmak yeterli olmaz. Cevap olmak lazım. Herkesin açlık grevine girmesi anlamına gelmiyor bu. Farklı farklı eylemlilik, serhıldanlarla cevap gerekiyor. Hatta komplo sürecindeki gibi halkımız şimdi de kendisine karşı olan tehditleri görerek ayağa kalkmalıdır. Biz ne kadar bu eylemin büyüklüğünden bahsedersek bahsedelim elbette ki azdır. Eylemdeki arkadaşlardan, onların yüceliğinden ne kadar bahsetsek azdır ama bu yeterli değildir. Biz onların amacını esas almalıyız. Leyla Güven’in amacı nedir? Neden başladı bu eyleme? Birinci amacı tecridi kırmaktır. Kırılması lazım, bunu yerine getirmeliyiz, bu hepimizin amacıdır. İkincisi de tecride karşı olan suskunluğun kırılmasıydı. Bu suskunluk ortadan kalkmalıdır. Bunun için de bu amacı yerine getirmemiz lazım. Bir düzeyde başarı sağlandı. Leyla Güven ve arkadaşları şahsında başlatılan hamle bir düzeyde başarı sağlamıştır. Onun için bunu yükseltmemiz gerekiyor ki amacına ulaşsın. Zaten önemli olanda budur. Bu anlamda herkes harekete geçmelidir.

KADINLARIN DİRENİŞİ

Komplodan bu yana kadınların eylemlilikleri hiç durmadan devam etti. Bugün Öcalan’ın özgürlüğü için geliştirilen eylemlere yine kadınlar öncülük ediyor. Kadınlar gerçekten de Öcalan’ı çok güçlü sahipleniyor. Bu anlamıyla kadınların geliştirdiği mücadele ve direnişi 20. yıl dolayısıyla nasıl değerlendirirsiniz?

Komplo sürecinde kadınlar önderliğin esaretini kendi esaretleri olarak gördüler. Şimdi de önderliğin özgürlüğünü kendi özgürlükleri olarak görüyorlar. Komplo sürecinde Rojhilat Kürdistan’ında 13 yaşındaki bir kız çocuğunun bedenini ateşe vermesinden tutalım annelere kadar tüm kadınlar komploya karşı öfkelerini gösterdiler. 50 yaşındaki Hatice ana kendisini balkondan aşağıya attı. Binlerce fedai kadın komploya cevap verdi. Günümüzde bir daha görüyoruz ki kadınlar yine hem kendileri üzerinde hem hareketleri üzerinde tehlikeyi görüyorlar. Onun için de önderliklerine sahip çıkıyorlar. Zaten ‘Tecridi kıralım, Faşizmi yıkalım, Kürdistan’ı özgürleştirelim’ hamlesinden önce KJK ‘İmralı sistemini yıkacağız, Önder APO ile özgür yaşayacağız’ hamlesini başlatmıştı. Tecridi kırma açısından böyle bir hamle başlatılmıştı. Güney Kürdistan’da Viyan arkadaş önderliğin esaretini kabul etmeyip eylem gerçekleştirdi. Yine bakıyoruz Leyla Güven, Fadile Tok, zindanda direnişte olan 50 kadın arkadaş yine Strasburg’daki kadın eylemciler bu sürece öncülük ediyorlar. Komplo ve tecride karşı büyük bir eylem içerisindeler. Bu çok önemlidir.

Kadının gücü ve enerjisi toplumda çok güçlüdür. Eğer bu kadar büyük etkilemişse kadın katılımlarından kaynaklıdır. Filistin’den Avrupa’ya kadar bu eyleme destek verenler de yine kadınlardır. Harekete geçenler yine kadınlardır. Bu tecridi kırmak için etkili olacaktır. Çünkü faşizm en çok kadına saldırıyor. Erdoğan ve Bahçeli tarafından geliştirilen faşizm kadına saldırıyor. Kadın düşmanlığıyla toplum düşmanlığı yapıyor. Eğer kadının o öfkesi Kürdistan’da, Türkiye’de birleşirse, kendini örgütlerse faşizmi kırabilir, komployu da kırabilir ve boşa çıkarabilir. Bu esaslar üzerinden çok büyük bir umudumuz Kürt kadınları ve Ortadoğu kadınlarından vardır.

ÖCALAN İLE SON GÖRÜŞME EYLEMİ KIRMAYA YÖNELİKTİ

Bu eylemlerden sonra 12 Ocak’ta Kürt Halk Önderi kardeşi ile bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşme ile Türk devleti neyi amaçladı?

Türk devleti özel ve psikolojik savaş yürütmek istedi. Eylemi kendisince kırmak istedi. Oyun oynamak istedi. Yoksa tecridi kaldırma gibi bir niyeti yoktur. Tabi ki bu eylemciler tarafından boşa çıkarıldı. Kürt halkı tarafından anlaşıldı. Hemen bu görüşmenin ardından eylemciler ve Kürt halkı mesajını verdi. Kaç yıldan sonra önderliğimizin iyi olduğunu öğrenmek iyi bir şeydi ama bu tecridin kırılması anlamına gelmiyordu. Hedef tecridin kırılmasıdır. Eğer özel ve psikolojik savaş niyeti olmasaydı avukatların o kadar başvurularına olumlu yanıt verildi. Aile başvuru yapıyor ama kabul etmiyor. Şimdiye kadar da kabul etmiyor. Hatta son günler de İmralı tutuklularına 3 ay aileleri ile görüşme yasağı getirildi. Diğeri de dünyanın birçok yerinden sivil kurum temsilcisi, avukat başvuru yapıyor ama İmralı’ya gitmelerine izin verilmiyor. Diğeri de bu kadar eylem var. Çok büyük bir direniş var. Bu halkın bir vekili 3 aydan fazladır süresiz-dönüşümsüz açlık grevindedir, hayatı tehlikededir yine diğer eylemcilerinde öyledir. Ama sessizlik hâkimdir. Tecrit kırılmamıştır.

Aslında eylemi de tecrit etmek istiyorlar. Önder APO diyordu ‘hepiniz tecrittesiniz’ gerçekten de herkesi tecride almak istiyorlar. Bu büyük eylemi de tecrit etmek istiyorlar. Eğer tecridi kaldırma gibi bir niyetleri olsaydı öyle yaklaşmazlardı. Görüşme oyundu, özel bir savaştı. Eğer bu eylemcilerin yaşamları tehlikedeyse çok büyük bir direniş yaşanıyor. Elbette ki biz hareket olarak, Kürt halkı olarak çok büyük bedeller verdik. Özgürlük bedelsiz olmuyor. Kürt halkı bedel vermeye hep hazır olduğunu söyledi. Doğrudur. Ama dünyanın gözü önünde bu eylemcilerin yaşamları tehlikeye girmişse bunun sorumluları tecridi bu zamana kadar sürdürenler, kendi hukuklarını bile çiğneyip Kürt halkının değerlerine saldıranlardır. Uluslararası güçler de bu eylemlere karşı sessiz olduğu için sorumludur.

HEWLÊR VE SÜLEYMANİYE’DEKİ BASKILAR KÜRTLÜKTEN UZAK

Açlık grevi eylemcileri de yapılan bu görüşmenin ardından eylemlerini tecrit kalkana kadar büyük bir kararlılıkla sürdüreceklerini dile getirdiler. Fakat eylem artık kritik bir aşamada. Açlık grevi eylemlerinin öncüsü Leyla Güven bir değerlendirmesinde ‘bu kadar evrenselleşmiş bir halk önderi tecrit edilemez’ diyor. Bu anlamıyla halklara ve görevlerini yerine getirmeyen CPT ve AİHM gibi kurumlara mesajınız nedir?

CPT ve AİHM tutumuna gelmeden önce Hewler’de KDP asayişinin İştar meclisinden kadınların eylemine müdahalesini değerlendirmek istiyorum. Eğer bugün Hewler’de birkaç kadının BM’nin kapısı önünde eyleme girmesine izin vermiyorlarsa bunun adı nasıl konulabilir? Eğer Süleymaniye gibi aydın olarak bilinen bir şehirde birkaç gencin tecridin kalkması ve Leyla Güven’e destek vermelerine izin verilmiyorsa ve destek verenleri tutukluyorsa, onların üzerine gidiyorsa adı nasıl konulmalıdır? Bu yurtseverlik, Kürtlük yaklaşımlarından uzaktır. Eğer Kürtlük üzerinden olsaydı Leyla Güven’e destek verilirdi. Neden bunu kabul ediyorlar? Diğeri de güney Kürdistan’daki aydınlar neden bunu kabul ediyor? Güney Kürdistan’da kendilerini yurtsever olarak gören ve tanımlayan partiler neden buna sessiz kalıyorlar? Onun içinde halk bunu kabul etmiyor. Halk üzerinde ne kadar baskı olursa olsun Şeladizê’de de gördük ki halk patladı. Halk Türk işgalciliğine de, güney Kürdistanlı iktidar partilerinin özelde de KDP’nin bu siyasetine karşı patladılar. Onun için de eğer daha fazla halkın üzerine giderlerse halk gerçekten de farklı bir tutum ortaya çıkarır. Başur’daki halkımız yurtsever bir halktır. Komplo sürecinde de tutumunu ortaya koydu. Onun içinde tutumunu ortaya koyuyor ve koyacaktır da. Bedel veren devrimci bir halktır. Hewler’de İştar temsilcilerine yapılan tutumu da kabul etmeyecektir.

ULUSLARARASI KURUMLARIN SESSİZLİĞİ

Bundan birkaç gün önce AİHM Cizre bodrumlarında katledilenlerin başvurusunu ret etti. Bu kadar büyük bir direniş var ama uluslararası kurumlar sessizdir. CPT sessizdir. Avrupa konseyinde bir hareketlenme oldu ama bu sessizliği kıracak etkide değildi. İnsan hakları kurumları şimdiye kadar sessizdir. Onun içinde eğer bu direnişçilerin yaşamları tehlikedeyse onların da sorumluluğu vardır. Hem komploda yer alan devletlerin sorumluluğu var hem de o kurumların sorumluluğu vardır. Esasında da Türk devletinin sorumluluğu vardır. Onun için de bu kurumlar harekete geçip görevlerini yerine getirmeliler. Ne kadar bağımsızlığa bağlılık var doğrudur, tanıyoruz, biliyoruz ama hiç değilse hukuklarını yerine getirsinler. Hiç değilse kendi yasalarını uygulasınlar. Tabi Kürt özgürlük hareketi olarak biz daha fazla halkımızdan ve uluslararası kamuoyundan beklentiliyiz. Ortadoğu toplumundan beklentiliyiz. Çünkü en büyük güç halktır. Bu tecridi kıracak olanda halktır. Onun için de toplum kendini iyi örgütlemeli, ayağa kalkmalı, bu tecridi kırmalı. Bizim de bu konuda umudumuz vardır. Çünkü bu defa komployu gerçekleştirmek isteyenler 99’daki gibi değildir, daha zayıftır. Bu konsept şimdi daha zayıftır. Kendi aralarında çelişkileri vardır, parçalıdır. Bu defa özgürlük hareketinin gücü daha büyüktür. Bu defa Kürt halkının elindeki imkânlar daha büyüktür. Bu defa uluslararası toplum daha güçlüdür ve desteği daha büyüktür. Onun içinde beklentimiz odur ki; Nasıl ki 99 komplo sürecinde biz yetersiz yoldaşlığımızla görevimizi iyi yerine getiremedik, bu defa önderliğimizle olan yetersiz yoldaşlığımızı tamamlamayalım. Ve Leyla Güven arkadaşın özeleştirisi ki dedi bu zamana kadar önderlik tecrit altındaysa ben özeleştirimi veriyorum, o hepimizin özeleştirisidir. Önder APO özgürleşmeyene kadar, İmralı duvarlarını kırmadan biz Önder APO ile olan yoldaşlığımızı tamamlayamayız. Bunun özeleştirisini derinden vermek için Önder APO’yu özgürleştirmemiz, komployu boşa çıkarmamız ve faşizmi kırmamız gerekiyor. O zaman Kürdistan’da özgürleşir, Ortadoğu toplumlarında da çok büyük adımlar atılır. O zaman da büyük kazanırız.

 

To Top