KURDİSTAN17/04/2019 14:26

Karayılan: Seçimle gelen diktatör seçimle gitmez!

Dengê Welat radyosunun Özel Programı’na konuk olan PKK Yürütme Komitesi Üyesi ve Kürdistan Halk Savunma Merkezi Karargâh Komutanı Murat Karayılan, Rosida Mardin’in sorularını cevapladı.

Karayılan, özellikle seçim süreci ve sonrasında yaşanan gelişmeleri değerlendirirken, Kürt gençlerine karşı yürütülen özel savaş politikaları ve gerillanın hazırlıkları konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

Kürdistan’da bir seçim sürecinden bahsedilemeyeceğini, devletin savaş yürüttüğünü, belirten Karayılan, “Seçimle gelen diktatörler seçimle gitmiyorlar” diyerek, Mısır’da Hüsnü Mübarek, Sudan’da Ömer El Beşir ve Cezayir’de Abdulaziz Buteflika örneğini gösterdi. Karayılan, “Türkiye’de de Erdoğan halkın gücüyle düşürülecektir. Seçimlerle bunu gerçekleştirmek zordur. Eğer Kürdistan söz konusuysa zaten seçimle bunu gerçekleştirmek imkansızdır” dedi.

ULUSAL DEMOKRATİK MÜCADELE YÜKSELTİLMELİ

Karayılan’ın değerlendirmelerinde öne çıkan hususlar şöyle:

“Enfal’in 31. yıldönümündeyiz. Faşist Saddam’ın Güney Kürdistan’da Enfal operasyonuyla gerçekleştirdiği katliamda 180 binden fazla insanımız şehit edildi. Tüm Enfal Şehitlerini saygıyla anıyorum. Bu katliamın hesabını sorma ve intikamını alma mücadelemiz bugün de devam etmektedir. Çünkü Kürdistan halkı ve toprakları üzerindeki soykırım yani jenosit siyaseti, tehdidi ve tehlikesi bugün de devam etmektedir. Bu nedenle ulusal demokratik mücadelemizi yükseltmeye bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Bu mücadeleyi yükselterek Enfal Şehitlerini ve tüm Kürdistan Özgürlük Mücadelesi Şehitlerini bu temelde yaşatmak istiyoruz.”

DOĞU KÜRDİSTAN VE İRAN HALKINA BAŞSAĞLIĞI

“Doğu Kürdistan’da ve İran’da gelişen sel felaketi sonucu birçok insan yaşamını yitirdi. Yaşamını kaybedenlerin ailelerine, Doğu Kürdistan halkına ve tüm İran halkına başsağlığı diliyorum. Yardımda bulunulup destek olunması için birçok çağrı yapıldı. Ben de bu çağrılara katılıyorum. Kürt halkı olarak, bir ulus olarak birbirimize sahip çıkmalıyız. Kimin elinden her ne geliyorsa yardımda bulunması ulusal bir sorumluluktur.”

KÜRTLER AKP-MHP’YE TOKAT ATTI

“Türkiye’de gerçekleşen yerel seçimler adil değildi, tek taraflıydı. AKP-MHP rejimi devletin tüm olanaklarıyla birlikte medya organlarını da kullanarak bu seçimlerde kazanmaya çalıştı. Bu nedenle seçimler adil değildi. Fakat yine de kazanamadılar. Bu seçimlerde HDP’nin tutumu, Kürt halkının metropollerde geliştirdiği faşizme kaybettirme tutumu AKP-MHP rejimine etkili bir tokat attı. Onları derinden sarstı. Tüm anti-demokratik yaklaşımlara, baskılara ve devletin tüm olanaklarını kullanmasına rağmen açığa sonuç halkımız ve Türkiye halkı için bir başarıdır.”

SEÇİM DEĞİL SAVAŞTI

“Kürdistan’da gerçekleşen şeye ‘seçim’ demek zordur. Kürdistan’da yürütülen bir seçim değil, savaştı. Özellikle de Kuzey Kürdistan ve Güney Kürdistan sınırlarında -herhalde Silopi’yi tam çözemediler- Qıleban, Şırnak, Beytüşebap, Çelê, Şemzînan gibi yerler seçimle alınmadı. Devletin savaş planı çerçevesinde kesin alınması gereken yerler olarak belirlenen ve devlet kararıyla alınan yerlerdir. İşgalci Türk devleti Güney Kürdistan sınırında bir savaş yürütmek istiyor. Bu savaş planı çerçevesinde bu hattaki şehir ve ilçelerin de elinde olmasını istedi. Bu savaş hattının kapalı bir kutu gibi olmasını, buradan haber çıkmamasını, burada yaşanan ve yaşanacak olan savaşın dışarıya yansımaması, kamuoyunun bundan haber olmaması, nasıl istiyorlarsa o şekilde kamuoyuna servis etmeleri için buradaki belediyelerin ve tüm resmi kurumların kendi denetimlerinde olmasını istediler. Bu, devletin savaş politikasının bir sonucudur. Buradaki belediyeler seçimle alınmamıştır, AKP-MHP herhangi bir şey kazanmamıştır. Ordu müdahale ederek, yüzlerce araçla askerleri seçim yerlerine taşıyıp oy kullandırtarak buraları aldı.”

SENARYO, HİLELER, SAVAŞ SİYASETİ

“Bunun için bir örnek vermek istiyorum. Çelê’deki seçmen sayısı 2200 kişidir. Ama Çelê’de AKP’nin aldığı oy sayısı 2500’dür. Bu nasıl oluyor? Çelê halkından daha fazla sayıda askeri oraya getirip AKP lehine oy kullandırtarak sözde kazanmış oluyorlar. Aslında tam bir senaryodur, seçim değildir. Savaş politikasının bir sonucudur. Hakeza Urfa ilçelerinin, Muş ve Malazgirt’in alınmasında da devletin özel bir politikası söz konusudur. Urfa’da Halfeti, Bozova, Viranşehir gibi yerleri bu şekilde aldılar. Çünkü Urfa’nın sembolik bir değeri var, Önder APO’nun şehridir, Kürt halkı için bir anlama sahiptir. Bu nedenle buranın HDP’nin elinde olmasını istemiyorlar. Yine Malazgirt’te de böyledir. İşte sözüm ona 1071’de oraya gelmişler, oradan Anadolu’ya geçmişler ve bu da MHP için çok önemli olduğu için almak istiyorlardı. Devlet kararıyla bu temelde aldılar. Muş’ta ne kadar hile ve haksızlık yapıldığı gözler önündedir. Ama buna rağmen tüm itirazlar ve çağrılar cevapsız kaldı. Çünkü bir devlet siyasetidir, Muş ve Malazgirt’in kendi ellerinde olmasını istediler. Diğer yandan herkes gördü ki, HDP’nin yaptığı tüm başvuru ve itirazlar reddedildi. Bu sonuçları hiç kimse değiştiremezdi. Çünkü devletin yani derin devletin bir kararı sonucu gerçekleşmiştir ve bunun için yapılan hiçbir itiraz dikkate alınmamıştır. Tüm bu nedenlerden dolayı Kürdistan’da gerçekleşen şeyin seçim olduğunu söyleyemeyiz. Devletin savaş siyasetine göre yapılan bir ayarlamaydı.”

DEVLET ELİNDEN GELEN HERŞEYİ YAPTI

“Ancak bunu her yerde yapamadılar. Silopi’den Amed’e kadar, Mardin’de, Batman’da, Wan’da ve daha birçok yerde bunu gerçekleştiremediler. Hatta halkımız buralarda oylarını daha da arttırdı. Devlet her şeyi yapabilecek güçte değildir, ama elinden gelen her şeyi yaptı. Elinden ancak bu kadar geldiği anlaşılıyor.”

KÜRTLERE SİYASET YOLU KAPALI

“Siyaset yolu Kürtlere kapatılmıştır. Ama halkımızın emekleri ve Önder APO’nun siyaseti sonucu Kürtler kendilerine bir mücadele alanı ve zemini yaratmıştır. Bunun dışında Türkiye’de Kürtlere siyaset yolu açık değildir zaten. Kürtler siyaset alanını yürüttükleri mücadele sonucu yaratmışlardır.”

HUKUK YOK

“AKP-MHP seçim sonuçlarını hazmedememektedir. 15 gündür İstanbul seçimlerinin sonucunu saymaktadırlar. Onlar için adeta bir hezeyana dönüştü. Saymakla istedikleri sonucu alamayacaklarını anlayınca şimdi de seçimi iptal ettirerek İstanbul’u almak istiyorlar. Kürdistan’daki ve Türkiye’deki seçim sonuçlarını hazmedemiyorlar. Bu nedenle KHK’lerle görevden uzaklaştırılan ama bu seçimde yeniden seçilen HDP belediye eşbaşkanlarına mazbata vermiyoruz dediler. Madem böyle bir şey var, o zaman seçilemeyeceği önceden belirtilmeliydi. YSK eliyle gerçekleştirilen bu irade gaspı için pusu, tuzak denildi. Aslında içinde her türlü şey var. Hak yok, hukuk yok, adalet yok, ahlak yok… YSK bunların elindeki bir maşadır, YSK’nin kendi kararı yoktur. Normalde herkes kendi belgelerini devletin resmi kurumlarından alıp hazırlayarak YSK’ye öyle başvurmaktadır. Önce bunları tümden kabul ediyorlar, ama sonra da Bağlar gibi bir yerde %71 gibi bir oyla seçilen belediyeyi %25 oy almış birine veriyorlar. Bu, dünyanın neresinde görülmüştür? Bir savaş siyasetidir. Bazıları hukuk garabeti ve rezaleti diyorlar. Ama ortada hukuk yok ki! Kürdistan’da bir hukuk olsa hukukla oynandığı söylenirdi. Ama Kürdistan’da hukuk yok ki buna hukuk rezaleti denilsin.”

SEÇİMLERE UMUT BAĞLANMAMALI

“Hem Türkiye hem de Kürdistan’daki bu yerel seçim süreci bir hakikati bir kez daha göstermiştir: seçimlere fazla umut bağlanmamalı. Seçimlerin bir mücadele alanı olduğu doğrudur. Devrimci mücadele için bu alan kullanılmalı seçimlere katılmalı, bu alan sömürgeci egemenlere bırakılmamalıdır. Ama çok iyi bilmeliyiz ki; işte pratik olarak bir kez daha ispatlandığı gibi Türkiye’de seçimlerle sonuca gidilemez. Hele hele Kürt halkı olarak Kürdistan’da hiçbir zaman yasal siyasetle sonuç alınacağına bel bağlamamalı, bundan ümitli olmamalıyız. Siyaset gereklidir, bir mücadele aracı olarak seçimlere de girilmelidir. Ama asla umutlanmamalı, fazla şey beklememeliyiz. Çünkü seçimlerle bir sonuç alınamıyor. İşte seçim sonuçları ortadadır, istedikleri zaman halkın iradesiyle seçtiği yerlere el koyuyorlar. Her türlü yol ve yöntemi uygulayabilirler. Çünkü herhangi bir hukuk yoktur. Karşımızdaki ceberut Türk devleti bizi yok etmek istiyor, Kürdistan üzerinde sömürge siyaseti yürürlüktedir.”

SEÇİMLE GELEN DİKTATÖR SEÇİMLE GİTMEZ

“Bu nedenle iyi bilmeliyiz ki, Kürt halkı olarak bizi özgürlüğe ve zafere götürecek olan halkımızın kendi mücadelesidir. Devrimci halk savaşı çerçevesinde Kürt halkı ve toplumu olarak kendimizi örgütleyip harekete geçmemiz asıl başarıyı kazandıracaktır.

Türkiye’de de Türkiye halkı ve emekçileri de bilmelidir ki böylesi faşist rejimler seçimle yıkılmazlar. Diktatörlüklerini seçimlerle inşa edip, sağlamlaştırmaya çalışırlar. Ama seçimlerle bundan el çekmezler. Örneğin Mısır’da Hüsnü Mübarek 32 yıl iktidarda kaldı, Sudan’daki Ömer El Beşir 30 yıl iktidarda kaldı, Cezayir ve diğer yerler de böyledir. Seçimle gelen diktatörler seçimle gitmiyorlar. İşte nasıl ki Sudan halkı kaç gündür meydanlara çıkıp ayaklandı ve El Beşir’i devirdi, Cezayir’de Abdelaziz Bouteflika iktidardan indirildi, Türkiye’de de Erdoğan halkın gücüyle düşürülecektir. Seçimlerle bunu gerçekleştirmek zordur. Eğer Kürdistan söz konusuysa zaten seçimle bunu gerçekleştirmek imkansızdır.Bu nedenle seçime bir mücadele alanı olarak bakılmalı, fakat kendimize inanmalı, gücümüze inanmalı, halk olarak örgütlenmeli, halk serhıldanlarına inanmalı, sokaklarda ve alanlarda örgütlenmeliyiz.”

BAŞARI HALK ÖRGÜTLÜLÜĞÜNDEN GEÇER

“Seçimlere bel bağlamak, umutlu olmak, barışçıl yol yöntemlerle sömürgeci soykırımcı Türk devletinin insafa geleceğini, merhamet göstereceğini beklemek ham hayaldir. Bazı partiler bu tür söylemlerde bulunuyorlar ama böyle bir şey yoktur! Mücadele etmeliyiz, devrimci halk savaşını yükseltmeliyiz, halk olarak her bir yerde örgütlenmeliyiz, omuz omuza verip örgütlülüğümüzü sağlamlaştırarak halk iradesi ve gücüyle sonuca gitmeliyiz. Kürdistan’da özgürlüğün ancak böyle kazanılacağı kesindir. Türkiye’deki bu faşist rejim devletin tüm olanaklarını seçimlerde kullanıyor, seçimlerle olmayınca kendi kanun ve kurallarıyla kazanamadığı yerlere el koyup gasp ediyor. Bu nedenle asıl belirleyici olan halk mücadelesidir. Yaşanan son seçim süreci bu gerçeği ve görüşümüzü doğrulamıştır. Bu nedenle halkımız, Kürt gençleri, kadınları ve emekçileri bu gerçeği görmeli ve kendilerini örgütlemelidir. Başarı nereden geçmektedir? Halkın bizzat kendisini örgütlemesinden geçmektedir. Halk mücadelesiyle, halkın gücüyle başarılar kesinleştirilip bir gerçek haline gelir.”

MÜCADELE SONUÇ AŞAMASINDA

“Halkımız 1990’lardan bu yana bir serhıldan sürecine girdi ve o günden bu yana mücadele etmektedir. Bu mücadele süreci birçok aşamadan geçti. Gelinen aşamada hem Kuzey Kürdistan’da hem de bir bütünen Kürdistan’da halkımızın mücadelesi son aşamaya ulaşmıştır. Düşman da bu nedenle korkmaktadır. Bunun için Türk devleti ‘varlık sorunumuz var, bekamız tehlikededir’ demektedir. Tabi bunu biraz şişirip abartarak söylüyorlar. Ama genelde halkımızın demokratik ulusal mücadelesi Rojava Kürdistan’ında, Suriye’de, Kuzey, Güney ve Doğu Kürdistan’da ulaştığı düzey sonuç alma aşamasına geldiğini göstermektedir. İçinde bulunduğumuz süreç kapsamlı bir hamleyle sonuca gideceğimiz bir dönemdir. Halkımızın sonuca gitmesinin zamanı gelmiştir, böyle bir süreci yaşıyoruz. Mücadelemizin geldiği aşama budur. İşte bu yüzden düşmanlarımız korku ve panik içerisindedirler. Çünkü artık sonuca gidebileceğimiz açıktır, bunun koşulları hem Kürdistan’da, hem bölgede hem de uluslararası alanda olgunlaşmıştır.”

AÇLIK GREVLERİ HAMLESİ

“Açlık grevleri önemli bir hamleye dönüştü. Kürdistan’da ilk defa 160 gün süren bir açlık grevi oluyor. 1982’de Amed’de 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek yoldaşlar şahsında zafer kazandı. Mücadele geleneğimizde bu ruhu takip eden benzer eylemler de gerçekleşti. Ama ilk defa bu düzeyde ve genişlikte bir eylem gerçekleşiyor. Hem bu kadar uzun sürmesi, hem de 7.000’e yakın kişinin katılmış olması yeni bir düzeyi ifade etmektedir. Bu grev Kanada’dan Kürdistan’a her yerde yürütülmektedir. Ama esasen en geniş şekilde zindanlarda yürütülmektedir.”

HALKIN İÇİNDEN DOĞAL ÖNCÜLERE İHTİYAÇ VAR

“Leyla Güven öncülüğünde başlayan bu hamle büyümüştür. Bu hamlenin toplumsal, askeri ayaklarında yetersizlikler vardır. Ama hamlenin ulaştığı düzey yeni yol ve yöntemleri gerektirmektedir. Daha da genişlemeli ve sonuca gitmelidir. Sonuç alacak olan esas güç halktır, halkın gücüdür. Bundan sonra halkın gücü daha etkin bir şekilde devreye girmelidir. Halkın gücünün devreye girmemesi için AKP-MHP faşist rejimi kim nerede bir itirazda bulunuyor, birkaç kişi bir araya geliyor ve ses çıkarıyorsa hemen oraya polis yığıyorlar, tutuklama yapıyorlar. Bu anlamda da büyük bir korku ve panik içerisindedirler. Bu açlık grevi hamlesi onları oldukça sıkıştırmıştır ve zorlamaktadır. Grevcilerin annelerinin eylemleri oluyor. Bunlar değerlidir, belli gelişmeler de yaratmaktadır. Ama görülüyor ki örgütlemede yetersizlik vardır. Böylesi dönemlerde halkın doğal öncülerinin açığa çıkması gerekiyor. Dışarıdaki birilerinden bekleyerek değil de öncülük yapıp, halkı örgütlemesi gerekmektedir. Toplum kendi gücüne güvenerek, herkes kendi şehrinde, bölgesinde kendini örgütlemelidir. Halkımızın tepkileri, eylemleri vardır ama bunu örgütlemede yetersizlikler vardır. Bunun için örgütlülük gelişmeli, öncüler çıkmalı, kendi kendisini yaratmalıdır. Toplumsal mücadele böylesi bir dönemden geçmekte ve bunları gerektirmektedir.”

FEDAİ EYLEMLER TEKRARLANMAMALI

“Açlık grevleri çok hassas bir döneme girdi. Aldığımız bilgilere göre zindandaki bazı arkadaşlar şehadet aşamasına geldiler. Zindandaki 7 arkadaş fedai eylem gerçekleştirdi. Partimiz PKK ve PAJK açıklamalar yapıp bu fedai eylemlerin sürdürülmemesi gerektiğini belirtti. Zülküf Gezen, Ayten Beçet arkadaşlar eylem yaptılar. Gerekli mesajı vermek için bu eylemlerin olması doğaldır. Ama bunu devam ettirip sürekli bir yönteme çevirmek doğru değildir. Önder APO’nun da bu yöntemi doğru bulmadığını biliyoruz. Ama arkadaşlar ısrar ettiler. Bundan sonra ısrar etmemeli, hareketin talimat ve perspektifleri doğrultusunda hareket etmelidirler. Doğru olan budur. Bireysel yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Gerçekten de fedai bir duruştur, kutsaldır ve saygı duyuyoruz. Bu arkadaşların eylemi bizler için birer mesajdır. Ama fedailik ruhunu doğru yol ve yöntemlerle pratikleştirmeliyiz. Önemli olan budur. Açlık grevi hamlesi kendisiyle birlikte birçok hakikati açığa çıkardı. Çok önemli bir fedai ruh açığa çıktı ve her tarafa yayıldı. Bu belli bir sonuç da aldı. Bundan böyle hem toplumsal boyutu, hem diğer boyutları hem de yeni yol yöntemler devreye girmesi hamleyi daha da güçlendirir. Bu şekilde sonuca gitmelidir. Bu ruh ve irade kendini örgütlerse, özellikle de toplum içerisinde kendisini örgütlerse kesin sonuca gider.”

KÜRT GENÇLERİNE YÖNELİK ÖZEL SAVAŞ POLİTİKALARI

“Kürdistan gençleri üzerinde uygulanmakta olan özel savaş politikaları var. Gençlerin kendi ülkesi, halkı ve geleceği üzerine düşünmemesi, bunun için mücadele etmemesi ve kendi kendisiyle uğraşması için uyuşturucuya alıştırma, toplum ahlakını bozan şeylere bulaştırılma ya da onları tehdit ve şantajla düşürerek ajanlaştırmaya çalışan devletin Kürdistan gençlerine dönük çok kapsamlı bir kültürel soykırım siyaseti vardır. Sıradan ve lokal bir şekilde sadece birkaç genci hedefleyen bir siyaset değildir. Sömürgeci soykırımcı Türk devletinin tüm Kürdistan gençliğini hedefleyen böylesi bir siyaseti vardır. Devlet Kürdistan gençliğine şu gözle bakıyor: örneğin Amed’deki her genç potansiyel bir PKK’lidir, gerilladır. Böyle olmaması için gençleri potansiyel bir gerilla olmaktan çıkarmak istemektedir. Bunu gerçekleştirmek için ne yapıyor? Ya fuhuşa ve uyuşturucuya bulaştırıyor ya da düşürerek ajanlaştırmaya çalışıyor. Devlet ‘Kürt genci ancak bu şekilde potansiyel tehlike olmaktan çıkar’ diye düşünüyor ve öyle de yaklaşıyor. Devlet bunu gerçekleştirebilmek için de hem o kadar para döküp harcıyor, hem de bunu yapacak birçok kişiyi görevlendiriyor. Bunu çok kapsamlı bir biçimde yürütüyorlar.”

SÖMÜRGECİLERİN HEDEFİ GENÇLİK

“Kuşkusuz bu çok ahlaksızca bir şeydir. Ahlak, vicdan yoktur. Ama zaten bu devlette vicdan ve ahlak aramak yanlıştır. Bu devletlerin yol, yöntemleri kirlidir, ahlaksızcadır. Bunu İran devleti de yürütmektedir. Eskiden Suriye devleti de aynı soykırım politikasını yürütüyordu. Tüm sömürgeci soykırımcı devletler Kürdistan üzerinde ve özellikle Kürdistan gençliğine dönük bu soykırım siyasetini yürütmüşlerdir.”

HANTAŞ’IN DURUŞU ÖRNEKTİR

“Recep Hantaş adlı Kürt gencinin devletin bu politikalarını, düşürme oyunlarını kabul etmeyi reddettiği için şehit edildiği anlaşılıyor. Recep Hantaş’ı şehit ettiler ki, ajanlaştırmak istediği gençler artık karşı koymasınlar, polise karşı itaatsizlik etmesinler ve polis ne istiyorsa onu yapsınlar. Bu olayı böyle değerlendirmek gerekiyor. Başta Amed gençlerine ve Kürdistan’ın tüm gençlerine çağrım şudur: Recep Hantaş’ın sergilediği duruş ve tavrı kendileri için örnek almalıdırlar. Düşman Kürt gençlerinde korku yaratmak için Recep’i şehit etti. Recep devlete karşı tavır sahibi olduğu ve oyunlarına gelmediği için devlet onu şehit etti. Tüm gençlerimiz Recep Hantaş’tan cesaret almalıdır.Recep Hantaş Kürdistan şehididir, tüm ailesine ve Amed halkına başsağlığı diliyorum. Recep bir Kürdistan genci olarak düşmana boyun eğmemiştir, bundan dolayı şehit edilmiştir ve bu tutumu ailesi için gurur duyulması gereken bir şeydir.”

KÜRT GENÇLERİ ÖRGÜTLENMELİ

“Amed gençleri ve Kürdistan gençliği bu olayı sıradan ele almamalı. Bu tüm Kürdistan gençliğine dönük bir saldırıdır. Buna karşı tavır sahibi olmalı, düşmanın bu katliamına karşılık devrimcilik çizgisini, yurtseverlik çizgisini güçlendirmeli, mücadeleye katılmalı, psikolojik ve özel savaşın oyunlarına düşmemeli, düşmanın geliştirmek istediği tüm dayatmalara karşı durmalı, reddetmeli ve yurtseverlik saflarında yer almalıdır. Kürt gençleri bu dönemde kendilerini örgütlemeli, mücadele etmelidir. İmkanı olanlar gerilla saflarına geçmelidir. Bu dönem mücadeleyi yükseltme, zaferi gerçekleştirecek büyük yürüyüşü gerçekleştirme dönemidir. Bu nedenle her Kürt genci düşman politikalarına karşı uyanık olmalı, tavır almalı ve devrim saflarını tercih etmelidir.”

YENİ VE ÖNEMLİ BİR YIL

“Öncelikle Kürdistan dağlarındaki tüm gerilla arkadaşları sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Yeni ve önemli bir yıla girdik. Geçen kıştan bu yana, içerisinde bulunduğumuz bahar ayları da dahil gerilla başarılıdır. Düşman Kuzey Kürdistan’da birçok operasyon gerçekleştirdi ama sonuç alamadı. Besta’da, Botan’da düşman bazı gerilla kayıpları olduğunu basına verdi. Ama bunlar henüz doğrulanmadı. Bunun dışında düşmanın tüm Kuzey Kürdistan’daki çabaları sonuçsuz kalmıştır. Bu da göstermektedir ki, gerillanın üslenmesi doğru bir temelde gerçekleştirilmiştir. Bu kış sürecinde düşman Medya Savunma Alanlarına dönük birçok hava saldırısı gerçekleştirdi. Bu alanlar zaten sürekli olarak hava operasyonları çerçevesinde bombalanmaktadır. Bu saldırılarda düşman sonuç alamadı. Bunlardan haberi olmayan arkadaşlarımız, halkımız ve dostlarımız bilsin diye belirtiyorum: düşmanın her gün basına verip ‘Zap, Avaşîn, Xakurkê, Kandil ve Garê’yi vurduk, bu kadar kayıp verdirdik’ söylemleri doğru değildir. Bu anlamda da gerilla başarılıdır. Gerillanın dikkatli olmadığı, yer üstünde iken deşifre olan sebeplerden dolayı tek tek şehadetler oldu. Ama genel olarak yapılan saldırılarda düşman sonuç alamamıştır ve başarılı değildir.”

GERİLLA YENİ SÜRECE HAZIR

“Gerilla hem Kuzey’de, hem de Güney’de her zamankinden daha derli toplu ve hazırlıklıdır. Öbür yandan yeniden yapılanma projesi gündemimizdedir. Bu proje temelinde hazırlıklarımız vardır. Bu yüzden önemli bir yıla girdiğimizi belirtiyoruz. Gerillanın hamle geliştireceği ve düşmana 2019 yılında daha etkili cevap vereceği açıktır. Bu şekilde yaklaşmalıyız.”

GERİLLA TUZAKLARA DİKKAT ETMELİ

“Düşman nasıl ki siyasi alanda tuzaklar kuruyorsa, gerillada da pusu ve tuzaklar kurmuştur. Pusu ve tuzak kavramları zaten askeri sahaya özgü bir şeydir. Kış boyunca düşman bahara dönük gerillaya üç tarzda tuzaklar kurmuştur: Birincisi; birçok yerde fotokapan ve kameralar kurmuşlardır. Örneğin köy çevrelerine, arkadaşların çok gidip geldiği hatlara, boğaz ve geçitlere, hatta arkadaşların muhtemel eylem yapabileceği yollara kameralar koymuşlardır. Belki gerillalar gelir ve burada eylem yaparlar diye düşman oralara fotokapanlar yerleştirmiştir. Gerillanın geçebileceği yerlere, gelebileceği köylere kamera koymuşlardır. Düşman bu yönteme çokça umut bağlayıp inandığı için birçok yerde geliştirmiştir. En çok Karadeniz, Dersim, Mardin, Amed, Cudi ve Besta gibi yerlerde bunu uygulamaktadır. Tabi bu tekniği her yere yerleştiremiyorlar. Çünkü sürekli olarak bu teknikleri kontrol etme, pilini değiştirme durumundalar. Kolaylıkla ulaşamadıkları arazinin derinliklerine yerleştiremiyorlar. Ama sıklıkla gidip gelebildikleri yerlere yerleştiriyorlar.

“İkincisi; gerillanın muhabere yapmasını bekliyorlar. Muhabere yapılınca tam olarak koordinat belirleme biçiminde değil de önce muhabere yapılan alanı belirleme, sonra da keşif uçaklarını o alan yönlendirerek o birimin bulunduğu koordinatı tespit etmeye çalışıyorlar.

“Üçüncüsü; bu kış sürecinde devletin tüm kurumları ve özelde de MİT tehdit, şantaj, korkutma, maddiyat sunma gibi çok kirli yöntemlerle insanları düşürmeye çalıştı. Özellikle de gerilla ile ilişkide olabilecek kişilerin üzerinde durmaktadırlar. Bu kişilerin ailesi üzerinde durarak düşürmeye çalışıyorlar. Gerilla da bu tür ilişkilere ‘dostumuzdur, milisimizdir’ diyerek kontrol etmeden saf saf o kişinin yanına giderse düşürülüp ikili çalışan konuma getirdikleri bu gibi kişiler yoluyla gerillayı tuzağa düşürüp komplo gerçekleştirmek istiyorlar. Yurtsever insanlarımız, ülkesine ve davasına bağlı olanlar ihanet etmemelidir. Birçok kişi bunu reddetti. 1990’lı yıllarda binlerce kişi şehadeti de göze alarak devletin bu politikalarını, çeteleşmeyi, koruculuğu ve ihaneti reddetti. Bunun için köylerini bırakmak zorunda kalıp göç ettirildiler. Birçok insanımız bu şekilde şehit edildi. Şimdi de bunlar vardır. Ama MİT çok kirli bir şekilde çalıştığı için bazı insanları düşürme ihtimali vardır. Düşürdüğü bu kişiler eliyle gerillayı tuzağa düşürmeyi amaçlamaktadır.”

“Kürdistan’ın birçok yerinde devlet bu temelde çalışıp gerillayı ya muhabere, ya fotokapan ya da ajanlar yoluyla tespit edip sonra da teknikle imha etmeyi hedeflemektedir. Zaten yeniden yapılanma projemiz de bu temeldedir. Biz de düşmanın tüm oyunlarını boşa çıkartmalıyız. Ne ajanların tuzağına, ne kameraların tuzağına, ne de muhabere adı altında yerimizi deşifre edip düşman tuzağına düşmemeliyiz. Gerilla bunları yapmamalıdır. Yeni dönemin profesyonel gerillası bilinçli ve duyarlı hareket eden, gizliliğini koruyan, kontrole girmeyen ve düşmanı boşa çıkaran gerilladır. Düşmanın kamerasını da, tekniğini de, ajanını da boşa çıkarandır. Gerilla bu konuda çok duyarlı ve dikkatli olmalı, düşmanı boşa çıkararak darbelemelidir. Yeni dönem gerillasının görevi budur. Yeniden yapılanma projesinin çerçevesi de budur. Düşmanın tüm oyunlarına karşı uyanık olup, düşman tuzaklarına safça düşen konumdan çıkmaktır. Gerilla önceden kullandığı yolları, patikaları, köyleri kullanmamalıdır. Hepsini kontrol etmelidir. Kontrol etmeden hiçbir şeye inanmamalı ve hiçbir şeyi kullanmamalıdır.”

ÖNEMLİ OLAN GÜNÜ DEĞİL, YILI KAZANMAK

“Gerilla bu temelde hareket ederse düşmanın korkakça, aldatmaya dönük tuzaklarını boşa çıkarır. Bu temelde yeni dönem gerillacılığının pratikleştirilmesini istiyoruz. Şimdi bahar aylarındayız. Bu bahar aylarında harekete geçip, eylemler yapılabilir. Ama bunlar çok ince bir biçimde hesaplanarak yapılmalıdır. Henüz yaprakların açmadığı bu dönemde düşmanın avantajı daha fazladır. Bu nedenle dikkat edilmelidir. Önceden hazırlığı olmayan gerilla birimleri harekete geçmemeli, acele etmemelidir. Biz yılı kazanmak istiyoruz, günü değil. Gerekirse iki-üç hafta daha beklenebilir. Önemli olan stratejik yaklaşmak ve yılı kazanmaktır. Yılın nasıl kazanılacağına dair planlama yapılıp o temelde hareket edilmelidir. Gerillalar ve gerilla komutanları zaten bu hususlarda bilgi sahibidir ve nasıl hareket edeceklerini zaten bilmektedirler. Bu temelde düşmanı boşa çıkarıp bu yılı başarı yılı haline getirecektir. Bu kış sürecinden şimdiye kadar darbe yemeyen gerilla başarının zeminini güçlendirmiştir. Yeniden yapılanma projesi temelinde hareket, üslenme ve eylem tarzında bir yenilenme yaşanmaktadır. Bu değişim ve yenilenmeler temelinde gerillanın yürüyüşü başarı yürüyüşü olacaktır diyoruz. 2019 yılı yürüyüşü, Önder APO’yu ve Kürdistan’ı özgürleştirme yürüyüşü zafer yolunda ilerleyecektir yürüyüşü olacaktır.”

To Top